Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal
Devrimler: Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
1937
yılında
çiftliklerini
hazineye,
bir
kısım
taşınmazlarını
da
Ankara
ve Bursa
Belediyelerine
bağışladı.
Mirasından
kızkardeşine,
manevi
evlatlarına,
Türk Dil
ve Tarih
Kurumlarına
pay
ayırdı.
Kitap
okumayı,
müzik
dinlemeyi,
dans
etmeyi,
ata
binmeyi
ve
yüzmeyi
çok
severdi.
Zeybek
oyunlarına,
güreşe,
Rumeli
türkülerine
aşırı
ilgisi
vardı.
Tavla ve
bilardo
oynamaktan
büyük
keyif
alırdı.
Sakarya
adlı
atıyla,
köpeği
Fox'a
çok
değer
verirdi.
Zengin
bir
kitaplık
oluşturmuştu.
Akşam
yemeklerine
devlet
ve bilim
adamlarını,
sanatçıları
davet
eder,
ülkenin
sorunlarını
tartışırdı.
Temiz ve
düzenli
giyinmeye
özen
gösterirdi.
Doğayı
çok
severdi.
Sık sık
Atatürk
Orman
Çiftliği'ne
gider,
çalışmalara
bizzat
katılırdı.
Fransızca
ve
Almanca
biliyordu.
ATATÜRK'ÜN SON YILLARI VE ÖLÜMÜ
Atatürk'ün
ilk
hastalık
belirtisi
1937
yılında
ortaya
çıktı.
1938
yılı
başlarında
Yalova'da
bulunduğu
sırada,
ciddî
olarak
hastalandı.
Buradaki
tedavi
olumlu
sonuç
verdi.
Fakat
tamamen
iyileşmeden
Ankara'ya
yaptığı
yorucu
yolculuk,
hastalığının
artmasına
sebep
oldu. Bu
tarihlerde
Hatay
sorununun
gündemde
olması
da onu
yormaktaydı.
Hasta
olmasına
rağmen,
Mersin
ve
Adana'ya
geziye
çıktı.
Kızgın
güneş
altında
askerî
birliklerimizi
teftiş
edip
tatbikat
yaptıran
Atatürk,
çok
yorgun
düştü.
Ülkü
edindiğimillî
dava
uğruna
kendi
sağlığını
hiçe
saydı.
Güney
seyahati
hastalığının
artmasına
sebep
oldu. 26
Mayıs'ta
Ankara'ya
döndükten
sonra
tedavi
ve
istirahat
için
İstanbul'a
gitti.
Doktorlar
tarafından,
siroz
hastalığı
teşhisi
kondu.
Deniz
havası
iyi
geldiği
için,
Savarona
Yatı'nda
bir süre
dinlendi.
Bu
durumda
bile
ülke
sorunlarıyla
ilgilenmeye
devam
etti.
İstanbul'a
gelen
Romanya
kralı
ile
görüştü.
Bakanlar
Kurulu
toplantısına
başkanlık
etti. 4
Temmuz
1938'de
Hatay
Antlaşması'nın
yürürlüğe
girmesi
Atatürk'ü
çok
sevindirip
moralini
düzeltti.
Temmuz
sonlarına
kadar
Savarona'da
kalan
Atatürk'ün
hastalığı
ağırlaşınca
Dolmabahçe
Sarayı'na
nakledildi.
Fakat
hastalığı
durmadan
ilerliyordu.
O'nun
hastalığını
duyan
Türk
halkı,
sağlığıyla
ilgili
haberleri
heyecanla
takip
ediyor,
bütün
kalbiyle
iyileşmesini
diliyordu.
Hastalığının
ciddiyetini
kavrayarak
5 Eylül
1938'de
vasiyetini
yazıp
servetinin
büyük
bir
kısmını
Türk
Tarih ve
Türk Dil
kurumlarına
bağışladı.
Ekim ayı
ortalarında
durumu
düzelir
gibi
oldu.
Fakat,
çok
arzuladığı
hâlde,
Ankara'ya
gelip
cumhuriyetin
on
beşinci
yıl
dönümü
törenlerine
katılamadı.
29 Ekim
1938'de
kahraman
Türk
Ordusu'na
yolladığı
mesaj,
Başbakan
Celâl
Bayar
tarafından
okundu.
"Zaferleri
ve
mazisi
insanlık
tarihi
ile
başlayan,
her
zaman
zaferlerle
beraber
medeniyet
nurlarını
taşıyan
kahraman
Türk
ordusu!"
sözü ile
Türk
Ordusu'nun
önemini
belirtmiştir.
Yine
aynı
mesajda
"Türk
vatanının
ve
Türk'lük
camiasının
şan ve
şerefini,
dahilî
ve
harici
her
türlü
tehlikelere
karşı
korumaktan
ibaret
olan
vazifeni,
her an
ifaya
hazır ve
amade
olduğuna
benim ve
büyük
ulusumuzun
tam bir
inan ve
itimadımız
vardır"
diyerek
Türk
Ordusu'na
olan
güvenini
belirtmiştir.
Atatürk
1 Kasım
1938'de
Türkiye
Büyük
Millet
Meclisi'nin
açılış
töreninde
de
bulunamadı.
Hazırladığı
açılış
nutkunu
Başbakan
Celâl
Bayar
okudu.
Atatürk
bu
nutkunda
ülkenin
imarı,
sağlık
hizmetleri
ve
ekonomi
konularındaki
faaliyetleri
açıkladı.
Bundan
başka
eğitim
ve
kültür
konularına
da temas
edip
gençliğin
millî
şuurlu
ve
modern
kültürlü
olarak
yetişmesi
için
İstanbul
Üniversitesi'nin
geliştirilmesi,
Ankara
Üniversitesi'nin
tamamlanması
ve Van
Gölü
civarında
bir
üniversitenin
kurulması
için
çalışmaların
yapıldığını
belirtti.
Türk
Tarih ve
Türk Dil
kurumlarının
çalışmalarından
duyduğu
memnuniyeti
açıkladı.
Ayrıca
Türk
gençliğinin
kültürde
olduğu
gibi
spor
sahasında
da
idealine
ulaştırılması
için
Beden
Terbiyesi
Kanunu'nun
uygulamaya
konulmasından
duyduğu
memnuniyeti
belirtti.
Atatürk,
ölümüne
kadar
memleket
meselelerinden
bir an
olsun
uzak
kalmamıştı.
Atatürk'ün
hastalığı
tekrar
şiddetlendi.
8
Kasımda
sağlığıyla
ilgili
raporlar
yayımlanmaya
başlandı.
Bütün
memleketi
tekrar
derin
bir
üzüntü
kapladı.
Her
Türk'ün
kalbi
onun
kurtulması
dileğiyle
çarpıyordu.
Ancak,
kurtarılması
için
gösterilen
çabalar
sonuç
vermedi
ve
korkulan
oldu.
Dolmabahçe
Sarayı'nda
10 Kasım
1938
sabahı
saat
dokuzu
beş
geçe,
insan
için
değişmez
kanun,
hükmünü
uyguladı.
Mustafa
Kemal
Atatürk
aramızdan
ayrıldı.
Bu kara
haberle,
yalnız
Türk
milleti
değil,
bütün
dünya
yasa
büründü.
Büyük,
küçük
bütün
devletler
onun
cenaze
töreninde
bulunmak
üzere
temsilciler
göndererek,
Türkiye
Cumhuriyeti'nin
kurucusuna
karşı
duydukları
derin
saygıyı
belirten
mesajlar
gönderdiler.
16 Kasım
günü
Atatürk'ün
tabutu,
Dolmabahçe
Sarayı'nın
büyük
tören
salonunda
katafalka
konuldu.
Üç gün
üç gece,
gözü
yaşlı
bir
insan
seli ulu
önderine
karşı
duyduğu
saygı,
minnet
ve
bağlılığını
ifade
etti.
Cenaze
namazı
19 Kasım
günü
Prof.
Şerafettin
Yaltkaya
tarafından
kıldırıldı.
On iki
generalin
omzunda
sarayın
dış
kapısına
çıkarılan
tabut,
top
arabasına
konularak,
İstanbul
halkının
gözyaşları
arasında
Gülhane
Parkı'na
götürüldü.
Buradan
bir
torpido
ile
Yavuz
zırhlısına
nakledildi.
Büyük
Ada
açıklarına
kadar,
donanmamız
ve
törene
katılmak
için
gelmiş
olan
yabancı
gemilerin
eşlik
ettiği
Yavuz
zırhlısı
cenazeyiİzmit'e
getirdi.
Burada
Yavuz
zırhlısından
alınan
cenaze,
özel bir
trene
kondu.
Atalarına
son
saygı
görevlerini
yapmak
üzere
toplanan
halkın
kalbinde
derin
bir
üzüntü
bırakarak
Ankara'ya
getirilmek
üzere
hareket
edildi.
Atatürk'ün
vefatı
üzerine
cumhurbaşkanı
seçilen
İsmet
İnönü,
Türkiye
Büyük
Millet
Meclisi
Başkanı,
bakanlar,
Genelkurmay
Başkanı,
milletvekilleri
ile ordu
ve
devlet
ileri
gelenleri
tarafından
karşılanan
cenaze,
Türkiye
Büyük
Mîllet
Meclisi
önünde
hazırlanan
katafalka
kondu.
Ankara
halkı da
onun
cenazesi
önünden
saygıyla
geçerek
son
görevini
yaptı.
21 Kasım
1938
Pazartesi
günü,
sivil ve
askerî
yöneticiler
ile
yabancı
devlet
temsilcilerinin
hazır
bulunduğu
ve on
binlerce
insanın
katıldığı
büyük
bir
tören
yapıldı.
Daha
sonra
Atatürk'ün
tabutu
katafalkta
alınarak.
Etnografya
Müzesinde
hazırlanan
geçici
kabre
kondu.
Türk
milleti
daha
sonra,
bu büyük
insana
lâyık,
Ankara
Rasattepe'de
bir
Anıtkabir
yaptırdı.
10 Kasım
1953'te
Etnografya
Müzesinden
alınan
Atatürk'ün
naaşı
Anıtkabir'e
getirildi.
Burada
yurdun
her
ilinden
getirilmiş
olan
vatan
topraklan
ile
hazırlanan
ebedî
istirahatgâhına
yerleştirildi.
|
||












